"2009" yılında yazılan yazılar.

yazan Özlem Pehlivan

Yağmur, neden hep hüzündür? En mutlu gününde de olsan, en mutlu sabaha da uyansan, yağmur varsa; hüzün kokar her yerin… Dalıp dalıp gidersin uzaklara, tüm yaşanmışlıklar ve yaşanamayanlar geçit törenindedirler yine, birinin ardından hemen bir diğeri gösterir kendini, yüzleri sana dönük ve sen en öndeki yerinden izlersin, yüzünde adını koyamadığın ifadenle…

Pencerene resim çizersin, yapacak başka hiç bir şey kalmamış, bulamamışsın gibi… Yağmurlar dinip, camdaki buharlar gittiğinde, yitip gideceğini bilirsin çizdiklerinin, her yeni buharda, kaybolanların yeniden sana, pencerene döneceğini bildiğin gibi…

Ağlarsın, neye olduğunu bile bilmeden, sebepsizce… Söyleyecek söz bulamaz, içinden geçen eskimiş kelimelerinin yerine bedenini, ruhunu avutacak yeni kelimeler düşlersin…

“Yağmur bitse…” dersin, “Yeniden güneş açsa tüm pencerelerimde… Kelimelerim birikse, bir rüzgar esse, dağıtsa hüzün bulutlarımı şöööyle, özlediklerimi getirse…”

Yüreğinin hüznü, yağmurun getirdiklerinden ağırdır hep ama umutsuzca güneşin açmasını beklemek kadar sancılı değildir hiçbir zaman, bilirsin… Bilirsin aslında senin güneşinin sana bağlı olduğunu, ancak sen istediğinde doğacağını, sadece senin iklimine yükseleceğini ama güneşe yüklenmek daha kolay gelir, bildiklerini kendine itiraf etmekten, kendi kendine sarılıp, hüznünü teselli etmekten… Sen görmek, sen bilmek istemezsin, çünkü; yağmuru, içten içe damlalarını sızdırmayı seversin, hüznü seversin…

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Aç pencerelerini nefes al; toprağın, hayatın kokusunu çek ciğerlerine, hüznü yağmura yükleme ya da hüzünlenmek için yağmuru bekleme 😉

21 Aralık 2009
1.531 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Akşam oluyor…

Bugünlerde hep akşam oluyor, eskiden daha mı uzun sürerdi günün devranı yoksa benim gözlerim mi aydınlığı seçemez oldu? Karanlık basmadan orta kahvemi yetiştirsem, balkon da serin epey… Neredeydi şu kül rengi şalım, onu almalı balkona çıkarken…

***Bu ip, yeterince sağlam mı acaba?***

Bu kadının sesi de gitti iyice, ama ses gidiyor ruh gitmiyor. Yaşlandıkça daha da acıtır oldu yazdığı sözler, herkes yaşlanırken bu kadın çocuklaşıyor mu nedir, onlar gibi iki sözcükle destanlar anlatır oldu…

***Kırmızı bir iplik bulmalı…***

Kahve ne büyük keyif! Dut yavaştan sararmaya başlamış, ne çabuk geçiyor zaman… Sanki daha dün gencecik yapraklarının arasından görebiliyordum, o etli, şişko bembeyaz meyvelerini… Defne de meyve vermiş, kapkara zeytin gibi döküyor balkonuma, o zehir zemberek misketlerini…

***Şu iğneleri ne diye böyle incecik yaparlar, sanki ipek dikiyor herkes!***

Telvesi ne çok olmuş kahvenin, fal mı kapatsam, ziyan olmasın. Aman bakacak kimse yok ki!… Kendim bakarım ne var, eğlenirim biraz. Nasıl kapatılıyordu, üç kez mi çeviriyorduk?

***Çift kat kullanayım ipi, sağlam olsun. Annem ne güzel düğüm atardı bu iplerin kuyruğuna, incecik parmaklarıyla bir saniyede çabucak…***

Şimdi işin yoksa bekle, bu fal kurusun diye… Ne çok bekliyoruz hayat boyu. Herşeyi bekliyoruz, sanki ölmeyecekmiş gibi. Halbuki; estiği an hareket etmeli insan, yarın garanti değil ki! Keşke, herkes benim kadar nefret etse beklemekten, belki o zaman çok başka bir dünya olurdu…

***Acıyor… Ama acımadan olmayacak bu iş, gayret…***

Bak aklıma geldi, garip değil mi; herkesin gizlediği şeyler var… Kimi heyecanını, kimi mutluluğunu kimi acısını, hasretini gizliyor. En çok da acı gizleniyor galiba, hayat devam etmeli ya! Oysa ne insani şey acı çekmek, ağrımak, ağlamak, bağıra bağıra isyan etmek… Güç gösterisi midir bilmem, neden saklar insan kalp ağrısını?

***Ama bir parçası eksik bunun?! Neyse böyle olacak artık, bir yama bulurum daha sonra… Ne çok acıyor!***

Sanki, herkesin söyleyecek birşeyleri var biryerlerinde ve söylemiyorlar. İstisnasız herkesin yüzünde bir pus. Ellerde bir huzursuzluk, gözlerde bir kaçış, bir nereye bakacağını bilmezlik… Herkesin duruşunda bir gölge, bir tereddüt… Nereye götürecekler bu taşıdıkları yükü, nereyi o yükü bırakmaya layık bulacaklar? Her durakta, bir ton daha yükleniyor herkes. Nerede, kimde, nasıl son bulacak bu garip seyahat?

***Bir düğüm daha… Ha gayret bir düğüm daha dayan, bitiyor. Kim demiş, kalp yarası kapanmaz diye… ***

09 Ekim 2009
2.283 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Ramazan geldi, hoşgeldi 🙂 Yine her zamanki gibi bereketiyle, huzuruyla, dinginliğiyle girdi hayatımıza. İlk gün yazacaktım ama fırsat bulamadım yine 🙁 Bu yıl her zamankinden daha zor olacak dendi hep, bugün 4.gün, ben henüz zorlanmadım maaşallah 🙂 Sahura kalkıldığı için uykusuzluk etkiliyor bir tek beni, açlık ya da susuzlukla ilgili sıkıntım olmuyor pek.

Dört gündür annemler var iftarlarımızda, yemek telaşıyla geçiyor işten eve döndüğüm saatler, iyi de oluyor, bir çırpıda geçiyor zaman, hatta yetmiyor. İyi ki geliyorlar her akşam, iftar sofralarımız daha bir bereketleniyor.

Dün tek tatil günümüz diye, bir gece önce sahura kadar oturduk, film izledik sevgilimle. Dün uyandığımızdaysa 13:30 du saat 🙂 O bilgisayarının başına oturmuş, PES oynamaya başlamıştı bile ben daha uyurken, uyanır uyanmaz mutfağa girdim ben de 🙂

Ramazan’ın ilk gününden bu yana menülerim basit ve doyurucuydu, hızlandırılmış turda yazayım şimdilik, ilerleyen günlerde tarifleri de paylaşırım 😉

Knorr bu yıl da çorba konusunda iddialı ve bir o kadar da başarılı; ilk iftarımızda Knorr’un Yüksük Çorbası başlangıcımızdı, son derece lezzetli bir çorba olmuş, kesinlikle denenmeli 😉 Çorba sevmeyen ve Ramazan ayı dışında ağzına çorba sürmeyen biri olarak ben bayılarak yediysem, o çorba tamamdır 🙂

yuksuk

Çorbanın sonrasında peynirli börek, zeytinyağlı taze fasulye, birgün önceden kalma hibeş, patlıcan salatası, iftariyelik olarak kayısı, hurma, ceviz, tulum peyniri, pastırma ve tabii ki pidemiz vardı. Hem hafif olsun diye, hem de tüm gün orucun arkasından yenemediği için ana yemek yapmadık. Yemek sonrasında midemizde kalan boşluğu da şekerpare ve meyveyle doldurduk 🙂

2.gün, benim kolay domates çorbam vardı başlangıçta, arkasından makarna eşliğinde kadınbudu köfte. Zeytinyağlımız birgün önce bitiremediğimiz fasulyeydi yine, hibeşimiz, yeşil salatamız, rus salatamız ve iftariyeliklerimizle yine hafif ama doyurucu bir sofra oldu. Sonrasında lokma tatlısı ve meyveyle tamamlandı yeme faslı 🙂

3.gün yani dün, uyanır uyanmaz mutfağa girdim demiştim ya, ilk önce sevgilimin kaç gündür istediği sakızlı muhallebiyi yapıp dolaba kaldırdım, iftara kadar soğusun diye. Bol kıymalı karnıyarık yaptım ve yine sevgilime jest olarak onun en sevdiği çorbayı,  mercimek pişirdim. Bir de geçen Ramazan’da anacığından öğrendiğim, yöresel bir yemek (meze gibi aslında) olan sevgilimin iftar sofrasında olmazsa olmazı meşhuuur ‘paça’sından yaptım tabii 🙂 İftariyeliklerle donattık masamızı, paçamızı da koyduk, ezan okunup, çorbalarımızdan birer yudum almıştık ki; fırından yeni çıkmış, bol susamlı, sıcacık pideler eşliğinde anne-babamız geldiler. Baş döndüren kokuya karşı koymak o kadar imkansızken, akılsızca davranmak bize yakışmaz deyip, hakkını verdik caanım pidelerin ve sıralarını bekleyen yemeklere sofranın yüzünü bile göstermedik 🙂 O sıcacık pidenin arasına tereyağ, tulum peynir, pastırma, paça seçeneklerinden istediğimizi sıkıştırdık ve gözümüz dönmüş biçimde midemize tıkıştırdık 🙂 Eh biraz abarttık ama nefisti 🙂 Her akşam yaptığımız gibi, mis gibi demlenmiş çaylarımızı içtikten epey sonra da onca pidenin üstüne, karpuz eşliğinde muhallebilerimize yer bulamadık değil hani 🙂

Eeee onca şevkle yemek yerken fotoğraf çekmenin aklımın ucundan bile geçmediği, geçemeyeceği malumunuz üzere ama neyse daha çok iftar soframız olacak nasılsa, onları paylaşırım artık 🙂

Herkese, hepimize hayırlı Ramazanlar olur inşallah 😉

24 Ağustos 2009
1.834 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Yazmayı özledim… Ne çok zaman geçmiş, vakit ayıramadım 🙁 Öyle çok şey oldu ki o geçen zamanda… NİŞANLANDIK!!! 🙂 Evimizi taşıdık, sevdiğim adamın doğduğu günü kutladık, tatile çıktık… Çok şey yaşadık çok, minik hüzünleri bir kenara ayırıp, mutlulukları aldım yanıma yine…

Şimdi, kaldığım yerden devam etme vaktidir, çok biriktim çoook, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, yediğim yemekler ohoooo öyle çok şey birikti ki anlatacak, paylaşacak artık başlama vaktidir 😉

18 Ağustos 2009
1.895 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Bir önceki yazımda, tatil günü dışarıda kahvaltı yapmaktan bahsederken, evdeki kahvaltılarımız da çok özeldir, keyiflidir demiştim ya, o özel sofralarımızın hem lezzetli, hem doyurucu, hem de yapımı kolay olanlarından, biri; omlet… Malzemeleri her hafta farklıdır bizim evde, o sabah uyandığımızda aklımıza hangisi geldiyse, canımız hangisini çektiyse onu yaparız, bilmeyen yoktur ama tarifiyle beraber işte omlet 😉


Malzemeler:

5-6 yumurta

5-6 kokteyl sosis

10-15 mantar

bolca rendelenmiş kaşar

1 yemek kaşığı tereyağ

1/2 çay bardağı süt

tuz, karabiber, kekik

Hazırlanışı:

Sosisleri orta kalınlıkta yuvarlaklar halinde dilimleyip, çok az yağda hafifçe kızartın.

Bir kapta çırptığınız yumurtalara, baharatlar, süt ve 1-2 yemek kaşığı kadar suyu ekleyerek karıştırın.

Mümkünse omlet tavası yoksa yayvan tavada erittiğiniz yağa, eşit yayılacak şekilde yumurtalı karışımı dökün.

Alt tarafı iyice kızarınca düz bir kapak ya da tabak yardımıyla ters çevirin.

İnce şeritler halinde kesilmiş mantar ve sosisleri, omletin yarısını kaplayacak şekilde ekleyin, üzerine kaşar rendesi serpin.

Altta kalan kısım kızardığında, malzemesiz kısmı malzemenin üzerine kapatarak yarım ay şekline getirin ve çok kısa bir süre bekletip ocaktan alın.

Yanında kahvaltılıklar ve illa ki iyi demlenmiş çay eşliğinde afiyet olsun 😉

* Aslında her seferinde göz kararı yapıyorum, malzemeleri tahmini yazdım, arttırılıp, eksiltilebilir.

 

30 Mayıs 2009
6.036 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Sabahları uzun uzun kahvaltı yapmak tüm çalışanların en çok eksikliğini hissettiklerini keyiflerden biridir sanırım ya da en azından benim için öyle… Haftada bir gün, sadece Pazar’ları tatil yapabilenler sınıfında bir insan olarak, o tek güne tahmin edilemeyecek anlamlar yüklemişimdir oldum olası. Bir gün öncesinden, Cumartesi gecesinden başlatırım tatilimi, tüm hafta ertesi gün iş var diye sefasını süremediğim gecelerin acısını çıkartırcasına, mümkün olduğunca hiçbir işe elimi sürmez, kendime zaman ayırır, en sevdiklerimle en sevdiğim şeyleri yapmaya çalışır, olabildiğince de uykuyla savaşırım. Çalar saatim çalmadan uyandığım o tek tatil günümün sabahında,  günün yarısı olmadan uyanmış olursam bunu iyi şans olarak görür, doyasıya değerlendirmek için hemen harekete geçerim. Veeee beklenen an; yaşamım boyunca hep özel olmuş ve olacak tek öğün; kahvaltı zamanı gelir 🙂

Evdeysek de mutlaka her hafta farklı birşeyler yapmaya çalışıyorum, soframıza renk olsun diye. Her seferinde farklı omletler, krepler, börekler… Evde ne varsa kahvaltıda yenebilecek, yensin ya da yenmesin soframda olsun isterim, önce gözüm doysun hesabı 🙂

Amaaaa söz konusu dışarıda kahvaltı yapmaksa; dünyanın en farklı, en lüks yerinde beni kahvaltıya götürseniz yaranamazsınız çünkü tek adresim vardır; Çakırlar 😉

Her gidişimde, ağaçların altına kurulmuş çardağa kurulup, bazlamalı, gözlemeli kahvaltım hep ortada dursun, biraz kahvaltı, sonra yat yuvarlan, gazete oku ve tekrar başa kahvaltıya dön, sıradan devam et şeklindeki kısır döngüm hiç bitmesin istiyorum 🙂

kahvalti2

kahvalti1


30 Mayıs 2009
2.357 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Kendi cenazenize katıldığınızı farzedin… Bu yöntem bazılarına biraz ürkütücü gelebilir ama bize hayatımızda neyin önemli olduğunu hatırlatmak bakımından son derece etkilidir.

Şöyle bir geriye baktığımızda, geçmiş yaşamımızda ne kadar gergin olduğumuzu anlayıp, buna hayıflanırız. Dünyanın hemen her yerinde ölüm döşeğindeki insanlar geçmiş yaşamlarına baktıkları zaman, önceliklerinde yanlış sıralama yaptıklarını düşünüp, “Keşke farklı olsaydı…” derler. Pek az istisna dışında herkes, ufak şeyleri dert ettiğine pişman olur. Bunun yerine, gerçekten sevdikleri insanlara ve etkinliklere daha çok zaman ayırmış olmayı dilerler. Oysa dikkatli bir gözlem altında hiç de önemli görünmeyen konularda ne çok zaman harcamışlardır.

Kendi cenazenize katıldığınızı hayal etmek size; hala fırsatınız varken, geride kalan hayatınıza bir bakıp, önemli değişiklikleri yapma fırsatı verecektir.

Biraz ürkütücü ve acıklı da olsa, hala yaşıyorken, ölümünüzü düşünmek yararlıdır. Bunu yapmak size; nasıl bir insan olmak istediğinizi ve sizin için gerçekten en önemli önceliklerin ne olduğunu hatırlatır. Eğer birazcık olsun bana benzeyen bir insansanız, bunu yapmak size yaşamınızı değiştirecek mükemmel bir uyarı olacaktır…

Dr.R.Carlson

30 Nisan 2009
1.291 görüntüleme
Sarı Çerçeve - Hediyelik Çerçeveli Posterler

Arama

Özlem Pehlivan

12 Ocak doğumlu, sevimli bir oğlak burcu kadını...

Okumayı çok seviyor. Günde 50-100 sayfa okumadan rahat edemiyor. Başucunda en az 3-4 kitap var. Okumayı sevdiği kadar yazmayı da seviyor, değer verdiği ve yüzünü güldürebilen herkese sürekli yazıyor...

Facebook Sayfası

Arşiv