"Yaşamalı" kategorisine yazılan yazılar.

yazan Özlem Pehlivan

Uzun bir aradan sonra, duygu patlamasıyla oturunca yazmaya, “Umut” çıktı içimden, oysa arada geçen onca zamana neler neler sığdı yazamadan 🙂 “Hayat” ile “Umut” arasında, kızım girdi yaşantıma, minicik nefesiyle kocaman mutluluklar yarattı 🙂 Şimdilerde kocaman genç kız olma yollarında, 2 gün önce (1 Aralık) ilk dişini gösterdi, bunun karşılığında da hediyeler yağmaya başladı tabii 🙂 Ciciannemiz ilk gören olduğundan, ona kesildi doğal olarak fatura 🙂

Bugün geldi hediyemiz ciciannemizden; yürüteç. Montajı biter bitmez kuruluverdi cimcime içine, her ne kadar hep geri viteste gitse de henüz, bayıldı 🙂 Çok iyi bakılmasını, çok mutlu bir bebek olmasını, ikisinin de onu çok sevmelerine borçlu olduğumuz ciciannemize ve Safa amcamıza da tekrar teşekkürler buradan yine kocaman öpücüklerle 🙂

Babaanne ve dedemiz de çok beğendiğimiz mama sandalyesini kapıp gelmişler sürpriz yapıp, o henüz farkında olmadığından biz sevindik en çok 🙂 Babaanne ve dedemize de kocaman kocaman öpücüklerle teşekkürler bir daha, iyi ki varsınız 😉

Sonuç itibariyle; çok şanslı benim kızım çoook 😉

03 Aralık 2011
1.543 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Devşirilen gömlek yakaları geldi aklıma şimdi, sebepsizce. Köşedeki bakkalın ucundan elinde filesiyle evine dönen babalar bir de… Benim, o köşeden dönen bir babamın olmaması değiştirmezdi, oynanan oyunun bitirilip eve gidilme vaktinin geldiğini. Ben, hiç o cümleyle çağırılmamış olsam da, ne kadar etkili olduğunu bilirdim çocuk dünyasında “baban geldi, çabuk eve!” diye seslenen annenin aceleciliğini. Böyle zamanlarda hep, bir gün o akşamüstü telaşının bizim eve de uğramasını beklerdim umutla. “Baban ölmemişti aslında, bizi terkedip gittiği için yalan söyledik sana, işte şu köşedeki amca baban senin” diye ölümün acısına yeğ tutulabilecek cümleler hayal ederdim hep o küçücük dünyamda. Ama o sahne, izlediğim Türk filmlerinden öte gidemedi hiçbir zaman ve hiçbir akşamüstü uğramadı bizim sokağa… Oturduğum taşın üzerinden, oyundan geriye kalan tek şey olarak gıptayla bakardım, topunu, bebeğini alıp “babalı” evlerine giden arkadaşlarımın arkasından. Topum da yoktu, bebeğim de ama en çok babamın yokluğu koyardı. Çoğu akşam sırf bu yüzden, gidip uyurdum hemen, ertesi akşamüstünün sabahına, yeni bir umuda hemen uyanabilmek için. Çorba sevmem, hiç kimse anlamaz, bilmez niye sevmediğimi. Yitirdiği kocasının ardından hemen her gece, onun en sevdiği şeyi, en sevdiği şekliyle servis yaptığı sofrasına oturmazdım, oturamazdım annemin. Yuvarlak, küçük tepsinin içine doğranan bayat ekmeklerin üstüne bolca boca edilen sıcacık tarhanalara uzak durdum hep, boğazıma dizilmesin diye lokmalar, kaşığımı daldırmadım hiç o tepsiye. Bunca yıldır hala babam kokar tarhanalar, yiyemem, hiç kimseye hiçbirşey diyemem, sızlayan burnumu gizler, “sevmem ben çorba” der, yutkunur geçerim. “Bir tek çorba değil ki, çok  yemek seçer mıymıntı”  diye kızanları da sadece gülümseyerek yanıtlamam, hepsinin bir yarası olduğunu bir tek benim bilmemdendir…

Şimdi akşamüstü yine, hala sokaklarda oynayan çocuklar ve onların ellerinde artık fileyle olmasa bile poşetle dönen babaları akşam habercisi belleyen anneler, hala tarhananın öyle yendiği evler var mıdır bilemem ama benim hala umudum var 😉

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

01 Aralık 2011
3.451 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Kızım, öğleden sonra ek gıdasına başlayalı 3-4 gün oldu; en az meyveler kadar favorisi olacak gibi görünüyor yeni gıdamız; yoğurt 🙂

Eskiden tanıdığımız sütçülerden aldığımız, katıksız olduğuna emin olduğumuz sütlerle yapılan yoğurtlar tarih olalı çok oldu maalesef. Artık ne süt vaaar, ne de katıksız süt satan mahalle sütçüleri 🙁 Bunları düşünerek Arzum Yoğurt Yapma Makinesi aldık, en azından “mayalanma ortamı uygundu değildi, yoğurt tuttu tutmadı” derdim olmasın istedim. Zaten dediğim gibi, süt konusu malum, mayalama ısısı konusunu hiç olmazsa böyle halledebilirim sanırım.

Kızıma ilk yoğurdunu denemeden önce, kobay olarak kendimizi kullandım ve ilk kez pastörize sütten yoğurt yaptım makinede. Lezzeti güzel, fakat görüntüsü feci birşey çıktı ortaya. Salyamsı, uzayan cinsten bir yoğurdumuz oldu. Önce ben beceremedim sandım ama araştırdığımda gördüm ki; pastörize sütten yapılan yoğurtların ortak sıkıntısı buymuş meğer. Günlük süt etiketiyle satılan ürünlerle denemelere devam ettim sonrasında ve uzun, hassas kalite kontroller sonrası en uyumlu ikiliyi buldum: Yörükoğlu günlük sütü Pınar’ın organik yoğurduyla mayaladım ve kıvamıyla, tadıyla nefis bir ev yoğurdu çıktı ortaya. Yoğurt canavarı kızım, ara öğününde bayıla bayıla yiyor 🙂

Malzemeler:

1 litre süt

1 yemek kaşığı yoğurt (tepeleme)

 

Hazırlanışı:

Serçe parmağınızı hafiften yakacak kadar ısıttığınız süte, dolu dolu 1 çorba kaşığı yoğurdu ekleyip yavaş yavaş karıştırarak yedirin. Karıştırma işlemini çok fazla abartmayın, yoğurtla süt kaynaşsın yeterli 😉 Benim sonraki aşamam şöyle; mayalanmış yoğurtcuğu makinemin 6 tane minik kavanozuna doldurup kapakları açık şekilde yerleştiriyorum, üstüne 2 kat kağıt havlu koyup (buharlaşan su, yoğurda damlayıp sulandırmasın diye) makinenin kapağını kapatıyorum, 7-8 saate ayarlıyorum, bitiş sinyalinden sonra hemen alıp, kavanoz kapaklarını kapatıp buzdolabına koyuyorum.

Makine yoksa, eski ve en yaygın yöntemi uygulamak yani; mayaladığınız kabı, bir kaç kat örtüyle sıkı sıkı sarmak ve yine 7-8 saat ya da akşam yaptıysanız sabaha kadar bekletmek gerekiyor. Sonrasında yine son adım buzdolabı.

Afiyet olsun…

 

30 Ağustos 2011
2.073 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Hazır mama olayına şiddetle karşıydım hep, hala ve ısrarla öyleyim. Her annenin bebeğini besleyebilecek sütle donatıldığına inanıyorum doğa tarafından. “Sütüm yetmiyor, çocuğa yaramıyor” vs.tarzında söylemler hiç inandırıcı gelmiyor bana. Doğa, anne bedenini çocuğuna yetecek şekilde tasarlıyor. Ne kadar çok istekliyseniz ve ne kadar sık emzirirseniz o kadar çok sütünüz olacaktır, yetmemesi mümkün değil, artacaktır bile. Yeter ki siz buna gönüllü olun 😉

Malum, “sadece anne sütü” uygulayıcılarının sıkı temsilcilerinden olduğumdan, işe başlamadan 2 hafta kadar önce başlamıştım süt biriktirmeye. Manuel pompayla çektiğim sütü, özel poşetlere doldurup, üstlerine tarih ve miktar bilgilerini yazarak dondurucuda depoluyorum. Lansinoh marka süt poşeti kullanıyorum, son derece de memnun kaldım. Anne sütü, buzdolabında 24 saat, dondurucuda 6 ay saklanabiliyor.

İşe başladığımdan bu yana da, sabahları saatimi kızımın uyanma saatinden 1 saat öncesine kurup, sağım işini o uyanana dek bitirmiş oluyorum. Aynı işlemi saat 11:00 civarı ofiste ve akşam işten dönüp kızımı ilk emzirmemden sonra tekrarlıyorum. Her sağımda 100-150 ml.civarında süt elde ediyorum. Sabahtan öğleyin benim emzirme saatime ve öğleden sonradan akşam işten dönüş saatime dek, sabah ilk sağılan sütten başlanarak sağım sırasına göre kızıma içiriliyor.

Kızım henüz çok küçük olduğundan, 50 ml. ile başladık biz, şimdilerde 75 ya da 100 ml bitiriyor bir öğünde. Günlük beslenmemiz;

sabah uyandığında anne sütü,

09:30-10:00 biberonla anne sütü,

11:00-11:30 meyve suyu veya cam rendede rendelenmiş meyve püresi

12:00-13:00 anneden taze süt

14:00-15:00  biberonla anne sütü

16:30 dan ertesi sabaha dek anneden taze süt

şeklinde şimdilik.

Meyvelerde, 2 günde bir yeni bir çeşide geçiyoruz, vücudun alerjik bir durumunun olup olmadığını test edebilmek için. Her gün minik ölçülerde arttıyoruz verdiğimiz miktarı. Kısacası; herşey yolunda, kızım çok mutlu, yeni yaşama ayak uydurdu çabucak. Hal böyle olunca annesi de endişesiz gidiyor artık işine 🙂

25 Ağustos 2011
1.807 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Kuzum 4.ayını tamamladı, dolayısıyla annesinin izni bitti, ayrılık günü geldi çattı 🙁 Sabah erkenden uyandım, o uyanmadan evden kendimi atmak için. Gözlerimi zor zaptediyorum günlerdir, yüreğim öyle buruk, sürekli sıkışma halinde 🙁 Tam işe başlama döneminde aksilik oldu, ciciannemiz hastalandı, o iyileşene dek babaannemiz ilgilenecek kızımla. Daha babaanne bile gelmeden, sıkı sıkı tembihleyip, babasına emanet ederek kuzumu koşar adım çıktım kapıdan. Apartmanın kapısından çıkarken tutamadığım, artık tutmak istemediğim gözyaşlarımla birlikte yürüdük otoparka, işyerine dek ağladım. Gün boyu da ara da dışıma, genelde içime akıtarak geçirdim ilk günü. Çok zor geldi, çok, çalışan anne olmak birçok yönden zor tamam ama en zor kısmı bu yürek acımaları sanırım 🙁

İlk işe başladığım gün, ilk ek gıdayla tanışma günü oldu tabii mecburen. Meyve suyuna başladık bugün, ilk meyvemiz kiraz oldu, 1 tanecik 🙂 İtirazsız, üstelik de severek yemiş kızım, aramız iyi olacak sanırım gıdalarla 😉

 

17 Ağustos 2011
1.383 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Kızım bugün 20 günlük, hala minnak bebek yani 🙂 Sezeryanla dünyaya geldi benim kuzum, diğer yöntemlerde heyecan yapabilirim diye cesaret edemedim pimpirikliğimi bildiğimden, genel anestezi ile gerçekleşti doğumumuz. Eh sonrası malum, biraz zorlu bir süreç, ancak toparlayabildiğimden kendimi, bugünü uygun gördük bebek mevlüdümüzü yapmak için.

Benim ve annemin arkadaşlarıyla, 15 kişi civarındaydık. Annemlerde adet, lohusa kadının mevlüt boyunca yatağında olmasıymış ama eve bir sürü insan ben ve kızım için geldiğinden ve bu durum benim yapıma asla uymayacağından, ben kendi usulümü tercih ettim; dolayısıyla hep ayaktaydım, kendim karşılayıp uğurladım herkesi keyifle 🙂

Gelenlere hemen lohusa şerbeti ikram edildi. Herkes toplandıktan sonra dualar okundu, kızım özel mevlüt cicisiyle şöööyle bir dolaştırıldı, duygulanıldı. Dua bitiminde de kıymalı pide, ayran ve baklavadan oluşan menü sunuldu, hoş sohbetler esnasında olmazsa olmazımız; çaylar içildi. Haa tabii bir de, içlerine bonibon doldurduğumuz biberon şeklindeki bebek şekerlerimiz hatıra olarak dağıtıldı 🙂

İşte böyleee, ilk seramonimizi hiç bir aksilik olmadan, keyifle atlattık, darısı sıradakilerin başına 😉

06 Mayıs 2011
2.628 görüntüleme

yazan Özlem Pehlivan

Bugünün tarifi yok, birine hayat vermenin, birini dünyaya getirmenin ne demek olduğunu anlatabilecek kelimeler henüz bulunamadı…

Bebeğim; iyi ki geldin, iyi ki girdin yaşantımıza, hoşgeldin, hep hoş bul, hep hoş yaşa…

16 Nisan 2011
1.311 görüntüleme
Sarı Çerçeve - Hediyelik Çerçeveli Posterler

Arama

Özlem Pehlivan

12 Ocak doğumlu, sevimli bir oğlak burcu kadını...

Okumayı çok seviyor. Günde 50-100 sayfa okumadan rahat edemiyor. Başucunda en az 3-4 kitap var. Okumayı sevdiği kadar yazmayı da seviyor, değer verdiği ve yüzünü güldürebilen herkese sürekli yazıyor...

Facebook Sayfası

Arşiv